Tekkeköy OSB'de Bir Akşam: Liman Manzarasının Büyüleyici Etkisi

Merhaba dostlar. İçimizi ısıtan bir konuyla karşınızdayız bu sefer: Tekkeköy OSB'nin nefes kesen akşamı. Küçük bir kasabanın samimi gazetesini okur gibi dinle bana. Dinlerken belki ekrandan burnunuza taze demlenmiş çay kokusu gelir, belki uğultusuyla çırçır fabrikalarının sesi kulağınıza çalınır.

Samsun'un gözde sanayi bölgelerinden biri olan Tekkeköy Organize Sanayi Bölgesi'nde (OSB) limanın manzarası bambaşkadır. Liman manzarası insana huzur ve dinginlik verirken bir yandan da iş hayatının ritmini hatırlatır. Akşamüstü biraz hava almak için dışarı çıkıp limanı izlemek, bir yudum çay içmek bölgede yaşayan herkesin keyif aldığı küçük bir kaçamak gibidir.

Etrafta bir hengame, limanda ise tam bir huzur hâkim. Tıpkı büyüleyici liman manzarası gibi, buranın kokusu da bir başka. Akşamları serinleyen hava ile birlikte hafif bir deniz kokusu sizi sarar, yoğun bir günün tüm yorgunluğunu alır götürür.

Çevrede sürekli hareket halinde olan insanlar, gündelik hayatın koşturmasında bir an olsun durup liman manzarasını seyre dalarlar. Kimi elinde simit, çayını yudumlarken, kimisi ise yorgun bir günün ardından, elindeki kağıtlara gömülüp denizin dalgalarına karşı zihnini dinlendirir. Evet, limanın yanında bir sandviç büfesi de var, açsanız acıkmışlığınızı orada giderebilirsiniz.

Özellikle limanın etrafında yer alan çay bahçeleri, yerel halkın en sevdiği yerlerden biridir. Sıcak bir çay, serin bir akşam havası ve limanın büyüleyici manzarası… Kim daha ne ister ki? Muhakkak ki, Tekkeköy OSB'de bir akşam bu şekilde tamamlanmalı.

Tekkeköy OSB'yi ve liman manzarasını biraz olsun size aktarmaya çalıştım. Fırsatınız olursa, bu güzel manzarayı bizzat görmenizi ve yaşamanızı tavsiye ederim. Eminim ki size hem iş hayatının ritmini hem de limanın verdiği huzuru hissettirecek. Kendinizi bölgenin huzurlu atmosferine bırakın ve bir fincan çayın tadını çıkarın. Eminim çok seveceksiniz. Daha »»»

Salıpazarı Ormanları: Mantar Avında Bir Günlük Deneyim

Salıpazarı'nın o eşsiz ormanlarında mantar avına çıkmadan önce çay içme keyfi bir başka olur. Kahvaltının ardından sırt çantamıza atıştırmalıklarımızı doldurup sabahın erken saatlerinde çıkılan bu av, doğa ile iç içe geçmiş sevdalı bir hikayeyle başlar. Salıpazarı'nın bu muhteşem ormanlarının dünyadan uzakta, kendi zaman diliminde hissetmeye başlarsınız. Ormanda hafif bir rüzgar vardır, yakındaki dere hışırdar ve kuşlar hoş sesleriyle şarkılarına devam ederler.

Yaklaşık bir saatin ardından mantar mevkisine ulaştığımızda, ilk hedefimiz ormanda sıklıkla karşılaşılan Boletus mantarları oluyor. Hem yerel halk tarafından çok seviliyor hem de başarılı bir toplayıcı olduğunuzu kanıtlamanın harika bir yolu. Salıpazarı ormanlarının özellikle sonbahar döneminde oldukça cömert olduğunu söyleyebilirim.

Hikayemizin en renkli kısmı ise, ormanın yerlileri olan Semra Teyze ve Ahmet Amca’dan geçiyor. Salıpazarı’na geldiyseniz, mutlaka bu sıcakkanlı ve tecrübe sahibi ikiliyle tanışmalısınız. Ahmet Amca’nın “Mantar avına değil, huzur avına çıktığını” söylediği doğa sevdalısı bir çift bu ikili. Semra Teyze de mantar toplarken bazen karşılaştığımız zehirli mantarları nasıl ayırt edeceğimizi öğrenmek için bize yardımcı oluyor.

Ve gün sonunda topladığımız mantarları Semra Teyze'nin ustaca pişirdiği mantar yemeği ile taçlandırıyoruz. Taze bahçeden toplanan sebzelerle ve Salıpazarı'nın eşsiz baharatlarıyla pişirilmiş mantarlar, tat konusunda bir üst seviyeye çıkıyor. Yemeği tatma şansını kaçıranlar, hayatlarının lezzetini kaçırıyor diyebilirim.

Bir sonraki mantar avı için şimdiden sabırsızlanıyorum. Ormanın gizemli sesleri, taptaze havası ve Salıpazarı'nın leziz mantarlarıyla geçirdiğimiz bir gün daha. Kim bilir belki bir dahaki sefere siz de bize katılırsınız. Ve belki de Salıpazarı'nın bu sıcakkanlı halkına, lezzetli yemeklerine ve sıradışı güzelliklerine siz de aşık olursunuz. Daha »»»

Tekkeköy’de Gemi Yapımının Sıcak İzleri

Şaşalı otel içinde pürüzsüz bir bakımlılığa dikkat etmek yerine, Tekkeköy'ün tahta kokusu ve kıymetli insanlarıyla doğruca buluşalım. Küçük ve güzide kasabamız, gemi yapımında geçmişin değerli izlerini sunuyor. Sanki Tekkeköy’ün sokaklarından sızan ağaç kokusu hafifçe burnunuza değdiğinde, deniz sefasının sıra dışı öykülerini anlatmaya başlıyor.

Güzel bir bayındırlık içerisinde tek tek dolaşmanız, orada yaşayan insanları tanımanız, onların hikayelerini dinlemeniz ve kendi hikayenizi oluşturmanız öneriliyor. Üstelik denizinin dalgalarının mırıldanışını, martıların çığlık çığlığa olan sesini, küçük çocukların gemilere özenip, minyatürlerini yaptıklarını görmeniz mümkün. Her caddesi, sokağı, her evin önündeki ağaçlar, her yerinde gemi yapımının izlerini taşıyor Tekkeköy.

Gemi yapımının sıcak izlerine sahip bu minik kasabanın yerel kahve köşelerinde oturanlar, şehrin sokaklarındaki bu izlerin hikayelerini samimi sohbetlerle anlatıyorlar. Geçmişten günümüze dek gelen bu gemi yapımın hikayesini can kulağıyla dinlemek ve Tekkeköy’ün kültürel zenginliklerini deneyimlemek, hayatının bir parçasını bu topraklarda bırakmak isteyenler için harika bir fırsat.

Ayrıca Tekkeköy'ü ziyaret ederken, diğer dikkat çekici detay olan handiyecilik kültürüne de şahit olabilirsiniz. Herkesin bir el sanatına merakı olduğu bu kasabada, herkes birbirine dokunmuş ve iz bırakmış. Bu izler sadece büyük gemilerin yapımında değil, her bir parçanın kendi hikayesini anlatan eşsiz ürünlerde de görülüyor.

Sokaklarından, meydanından, denizinden, insanlarından çekilen fotoğrafları derlediğinizde, Tekkeköy'ün yalnızca bir kasaba olmadığını, hikayelerin ve hayatların buluştuğu bir liman olduğunu da anlıyorsunuz. Tekkeköy, renkli bir tablo oluşturup, başınıza kokusunu çekeceğiniz bir gemi yapım hayatını sunuyor. Tekkeköy’ün geleneksel ve sıcak atmosferine adımınızı atın ve gemi yapımının eşsiz hikayelerine tanık olun. Daha »»»

Tekkeköy'de Gemi Yapımı Hayatının Esintileri

Görüntülü bir güzelleme içinde kendinizi bulacağınız Tekkeköy’ün kendine has sokaklarına adım attığınızda, rüzgarın kokusu bile size gemi yapımının hikayelerini anlatır. Yıllar boyunca denizle iç içe olan bu küçük ama neşeli yerleşim yeri, dünya genelinde bilinen bir yerdir.

Etrafınıza bakınca, sahile göre mimari yapının değiştiğini göreceksiniz; tahtadan yapılmış evler ve atölyeler sanki birer gemi gövdesini andırıyor. Kırlangıçların özgürce kanat çırptığı cumbalı evlerin tahtaları, bir geminin direğini andırırken, bir geminin baş tarafından yapılan pruvası gibi duran camilerin minareleri, havada asılı gibi durur.

Burada yaşayan tüm denizciler ve tekne yapımcıları, el emeği göz nuru deniz aşıklarının tekne oluşturduğu küçük atölyelere sahipler. Kapılarında deniz tuzu tadında kokusu olan bir hoşgeldiniz tabelası karşılar sizi, atölyenin içerisine adım atar atılmaz denizci yönünüz uyanır ve buram buram kestane ağacı kokusuna maruz kalırsınız.

Eski ustalar, genç çıraklarına elinden çıkan her tahtanın bir tekneye hayat vereceğini anlatır. Her tahta geminin vücuduna dönüşür, her düğüm ise denizin belirsiz yollarında bir bölgeyi temsil eder. Tüm gemi yapım süreci boyunca hissettikleri tutku, tahtadan gemilere siner.

Tekkeköy'de ziyaret etmeniz gereken yerlerden biri de, sürekli dökümhaneden yükselen çekiç seslerinin yankılandığı gemi yapım alanıdır. Bu alanda dünyanın dört bir yanından gelen denizciler gemi yapımı konusundaki becerilerini sergileyerek, Tekkeköy’deki geleneği canlı tutmaktadır. Her demir çekiç darbesinde, gemiye bir parça daha şekil veriliyor.

Gemi yapımının ızdırabına ve çalışma çabalarına tanıklık etme fırsatı, Tekkeköy’ün sakinleri için günlük bir olaydır. Okullardan çıkan çocukların atölyelere uğrayıp merakla ustaları izlediği, onlardan öğrendiği ve deneyimlediği bu durum, hayatta kalmayı bilen bir gelenektir.

Hareketli bir Tekkeköy gününün ardından sahile yürüyüşe çıktığınızda, hızla batan güneşin o huzur dolu sessizliğini hissedersiniz. Dalgaların sesi ve martı çığlıkları arasında bir geminin güverte direğinde asılı kalan tahta çıkıntısının karşı konulmaz bir estetik sunuşunu izleyeceğiniz rıhtımlarda, yıldızlarla dolu gece göğünde Tekkeköy’ün gemi yapım hikayesi hayat bulur. Bu eşsiz yer, biraz da olsa yaşanmışlık hissi yaşatır ve adeta bir gemi yapım müzesine dönüşür.

Gemi yapımının Tekkeköy’deki izlerini keşfederek, bu alanda yaşanan acı tatlı anılarla dolu bir tarih yolculuğuna çıkın. Denizle özdeşleşmiş bu sakin kasabanın sadece sokaklarında değil, her taşında, her evinde, her gemisinde bir hikaye bulacaksınız. Böylece, yerlilerin yıllardır gizlediği hikayelerin içerisinde kendinizi bulacaksınız. Daha »»»

Çarşamba Ovasında Lahana Festivali’nin Coşkusu

Tüm yılın stresini, yorgunluğunu üstümüzden bir anda silip atan Çarşamba Ovası Lahana Festivali'ne bir kez daha hoş geldiniz sevgili dostlar. Ah bu Çarşamba ovası... Samsun’un incisi, insanın yüreğine dokunan bir coğrafya... Doğası, bitki örtüsü, ve elbette eşsiz lezzetli lahanaları... Festival boyunca sanki ova bir düğün evi, biz de gelin ve damatlarız.

Kim demiş lahananın festivali olur diye? Bakınız, belki de dünyanın ilk lahana festivalini burada, Çarşamba ovasında yaşıyoruz. Kokusu burnumuzda tüten lahanaların yeşili, mavi gökyüzünde arz-ı endam ediyor. Lezzetli lahanalarıyla, mis gibi toprak kokusuyla, alabildiğince yeşil tarlalarıyla huzurlu bir festival bizleri bekliyor. Ayrıca lahana dolması, lahana çorbası, lahana salatası gibi birbirinden leziz yiyeceklerle de, lezzetli bir festival sofrası bizleri bekliyor.

Festival alanı adeta renk cümbüşü, duyduğumuz şarkılar, türküler yüreğimizi okşuyor. Orman köy kemençesi, duduk sesleri... Bir yanımızda horon tepen Karadeniz insanı, bir yanda sınırsız tarım alanları... Öyle bir ses, öyle bir tını ki... Sizi bambaşka diyarlara götürüyor, adeta eğlencenin doruklarına çıkarıyor.

Ve tabii ki lahana festivali dediğimizde aklımıza Çarşamba’nın sıcak insanları, samimi yüzleri gelir. Neşeli, yardımsever ve misafirperver insanlar... İnsanlarına, lahanasına, doğasına, kısacası her şeyine aşık olmamak imkansız Çarşamba'nın.

Gün batımında ise festivale eşlik eden o eşsiz manzara... Güneşin lahana tarlalarına vuran son ışıklarıyla oluşan renk cümbüşü, insana huzur veriyor. Bir yandan Çarşamba ovasının sıcak insanları, diğer yandan serin Karadeniz havası... Bunları yaşamak için, belki de her yıl buraya gelmekteyiz.

Evet dostlar, bu festival sadece bir lahana festivali değil. Bir doğa şenliği, bir lezzet festivali, bir eğlence, bir hoş sohbet mekanı... Belki de Çarşamba Ovası’ndaki bu festival, doğanın ve insanın bir arada olduğu en güzel festivallerden biri. Her yıl olduğu gibi bu yıl da festivalin coşkusu, neşesi ve enerjisi hepimizin yüzüne yansımış durumda. İyi ki varız, iyi ki buradayız! Her birinize teşekkür ederiz, hoşça kalın. Daha »»»

Samsun Ağzıyla Köy Kahveleri

Her küçük kasaba, belde, köy; bilhassa Güney Samsun yörelerinde, kendi benzersiz kokuları, sesleri, insanları ve o enfes kahve lezzeti ile tam bir hikaye kitabı gibidir. Benim kalemimle bu kez Samsun'un az bilinen ama bir o kadar sevilen kahvehane kültürünü araştırıyoruz.

Bir köy kahvehanesinin sıcak, samimi atmosferine adım attığınız anda, hemen sarılırsınız geleneksel meşe odununun tatlı kokusuna ve belki de anlık bir rüzgar esintisiyle karışan taze çekilmiş kahve kokusuna. Kısacası, "Samsun ağzı"ndaki bu köy kahveleri, bir ya da iki bardaktan daha fazlasını anlatıyor.

Aynı anda, birkaç kuşağın bir araya geldiği sıcacık bir mekânı hayal edin. Gençler ve yaşlılar, bir masa etrafında toplanıp, içten içe oynanan bir okey oyunu, belki de yakından izlenen bir televizyon maçını paylaşıyor. Büyükler bir yandan hafızalarındaki Samsun'u anlatıyor, gençler ise onların hikayelerini dinliyor ve yeni anılar oluşturuyorlar.

Çoğu zaman, kahvenin etkisi, atmosferin kalbinin sesi oluyor. Tahta sandalyelerin gıcırdaması, kahvecinin özenle hazırladığı menengiç kahvesinin cezvede hışırdaması, belki de hemen yan masadaki bir adamın Osmanlıca bir gazetesini okurken çıkan hışırtı sesi, hepsi bir melodinin parçaları gibi bir araya geliyor. Belki de zamanı durdurarak, anıları ve duyguları muhafaza etme gücüne sahip tek yer burasıdır.

Tabii ki, bahsetmeden geçemeyeceğim bir başka önemli kısmı da, köy kahvelerinin basit ama lezzetli ikramlarıdır. Ağızda dağılan simidin tatlı tuzlu lezzeti, yanında verilen taptaze beyaz peynir ve yudumlanan demli bir çayın eşlik ettiği hikayeleri hatırlamamak mümkün müdür? Zaman zaman kahvecinin ıslık çalarak gelen seyyar satıcıları da unutmamak gerek. Taze incirler, elma, fındıklar bu manzara içinde olmazsa olmazlardan.

Belki de tam da bu yüzden "Samsun ağzı" dediğimiz bu küçük köy kahveleri, gelen ziyaretçilerine çok daha fazlasını sunar. Bize evi, dostluğu, tarihi, hatta yaşamın kendisini sunarlar. Her biri bir kitap, her biri bir masal anlatır.

Bu kadar özeleştirinin arasında, Samsun'un bütün bu güzellikleriyle dolu köy kahvelerini herkese tavsiye ederim. İnanın, bir kez deneyimlediğinizde, sıcak ortamın, samimi insanların ve kahvenin tazeliğinin bu kadar keyif vereceğine şaşıracaksınız.

Belki de en önemlisi, bir gün bir Samsun köy kahvesinde oturduğunuzda, içinizde hissedeceğiniz sıcaklık ve memnuniyeti sözcüklere dökmek imkânsız olacak. Çünkü aslında bu küçük mekanlar, yaşamın büyüsünü ve basit zevklerinin güzelliğini en iyi şekilde yakalamanın en özgün yollarından biri sunuyorlar. Daha »»»

Yeşilırmak Ovası'nın Yürek Isıtan Kahve Köşeleri

Yeşilırmak boyunca seyahat ederken, tarihi ve doğası ile ünlü bu bölgenin, kendine has özellikleriyle belirlenmiş en basit köy kahvehanelerinin bile eşsiz bir hikayesi olduğunu keşfedeceksiniz. Toprağın kokusunu ciğerlerinize çektiğiniz bir andan itibaren sizi saran sıcak bir hava hissi, belki de sohbet ettiğiniz insanların samimiyetine ışık tutacaktır.

Camlarından İncik köyü tarlalarının yeşilini seyrettiğin biçimci Mahmut'un kahvesinde sıcak bir Fincan Türk kahvesi ile başlayın serüveninize. Yudumladıkça fincandan tadanın, yol boyunca çaylıkta yetiştirilen organik kahve çekirdeklerinin iz bıraktığı dolgun ve mis gibi kokusu doldurur etrafınızı.

Kıyı köyü sakinleri sizinle sohbet etmek için can atarlar, size hikayeler anlatırlar- bazen efsane, bazen gerçek. Kahvelerde kulaktan kulağa yayılan hikayelere ek olarak, oyun oynayarak vakit geçirebilirsiniz. Yeşilırmak'ın hemen yanında, muhteşem dere boyu manzarasına sahip Ali Emmi'nin kahvesinde tavla ya da okey, bölgenin geleneksel oyunlarıdır.

Yol boyunca Kızılok köyüne ulaştığınızda, yerli kahve üreticisi Ahmet Usta'nın el yapımı kahvesini tatmamanız hemen hemen imkansızdır. Taze öğütülen bu yerli kahvenin hafif, buruk tadı vardır. Kahve çekirdeklerinin kavrulma süreci, aynı anda hem kalp ısıtıcı hem de bir o kadar da heyecan verici olan bir süreçtir. Bu ev yapımı lezzetlerin yapım sürecinde emek olan herkesin ismini unutamazsınız.

Yeşilırmak boyunca yer alan kahvehaneler, sizi geçmişle bugün arasında bir yolculuğa çıkarır. Buradaki kahve, tam bir patlama zevkiyle, size bu toprağın seslerini, kokularını ve tadını hissettirir. Yani her bir yudum, esasında çevrenizdeki tüm hayatın bir parçasını size hatırlatıyor. Kırsal yaşamın basit ama dolu dolu yaşandığı bu bölgeyi ziyaret etmek, ruhunuzu yenileyebilir, eski günlerin basit ama keyifli anılarına geri dönüş yapabilirsiniz.

Sonuç olarak, Yeşilırmak boyunca kahveleri ziyaret etmek size sadece bir kahve deneyimi sunmaz, aynı zamanda bölgenin tarihini, kültürünü ve doğasını keşfetme imkanı sunar. Her bir yudumda yeni bir hikaye, yeni bir anı ve yeni bir keşif bulacaksınız. Daha »»»

Çarşamba Ovasında Renkli Bir Şölen: Lahana Festivali

Günlerden bir gün, Çarşamba’nın verimli topraklarında olmanın huzurunu yaşadım. Gökyüzünden bakıldığında buğday tarlalarının sarıya, şeker pancarlarının yeşile büründüğü, renkli bir doğa tablosuna dönüşen bu coşkulu ovada bir festival vardı. Lahana festivali; yeşilin her tonunu gördüğüm, oyunların, eğlencelerin olduğu, kültürel bir etkinlikti. Ah o mis kokulu Çarşamba pazarı...

Pazara gelir gelmez, lahanaların kokusu karşıladı beni. Taze topraktan geldiği belli olan bu koca, iri lahanaların kokusu pazardaki kalabalığı sardı. Çarşamba ovasının bereketli topraklarında yetişen bu lahanaların tadına doyamazsınız.

Lahana yemeklerinin yapıldığı birçok tezgah, etrafındaki kalabalıkla adeta bir cazibe merkezi gibiydi. Köylülerin ev yapımı lezzetlerini gördükçe canımın çekmemek için direnmeye çalıştım. Turşular, salatalar, sarmalar; hangi lezzetli yemeği denemeliyim diye düşünürken kendimi bir anda lahana festivalinin büyüsüne kapıldım.

Çocukların gülümsemesi, davul zurnanın çalınması festivalin huzuru ve neşesiyle doldurdu etrafını. Tıpkı Çarşamba Ovası'nın dolu dolu dolu olduğu gibi. İşte Çarşamba'nın lalalarıyla tanınan bu festival, doğu ve batıyı buluşturarak samimi bir atmosferde, renkli ve eğlenceli bir gün yaşatıyor.

Kadınların ellerinde lahanalarla salladığı, gençlerin dans ettiği ve çocukların güldüğü bu festival, sıcak bir yaz gününde serinletecek güzellikte. Baharatların, lahananın ve neşenin karıştığı bu festival, bizi ağırlayan Çarşamba halkına minnet duygularıyla dolu bıraktı.

Ve işte bu benim Çarşamba'nın lahana festivaline dair izlenimim. Yeşilin her tonunu barındıran, coşkunun ve neşenin eksik olmadığı bu festivalde bir gün geçirdiğim için çok memnunum. Çarşamba'da bir festivali daha keşfederek tatlı bir yaz anısı olarak hafızama kazıdım. Lahana Festivali'ni sizlere anlatarak, bir sonraki festivalde orada olmanızı diliyorum. Çarşamba'nın yeşillikleri içerisinde, lahana kokusuyla dolu, unutulmaz bir festival tecrübesini siz de yaşamalısınız. Daha »»»

Yeşilırmak Boyunca Kahve Nostaljisi

Nerede kalmıştık? Ah evet, Yeşilırmak'ın coşkusu ile kabaran kıyılarında, dağların yamacında sıralanmış serin ova kahvelerinde... Her gün meşgul bir hayata dalan sakinler için bu kahvehaneler adeta bir mola, bir soluk noktasıdır. Ziyaretçilerini huzurlu bir tatil sunan bu kahvehaneler, güneşin battığı zaman bile misafirlerine hayat verir.

Aklınızı başınızdan alacak mükemmel bir kahve ve etrafı saran ahşabın o sıcak kokusu. Biraz burun direği sızlatan, ama bir o kadar da kalbi ısıtan. Tembellik başladığında, sandalyeye doğru çekilen derin bir nefes, kapının hışırtısından anladığınız yeni bir gelen misafir… Kahvehane hayatın kendisidir.

Ve sonra bir anda, o çok sevdiğiniz Ahmet Amca belirir. Her zaman aynı köşede, aynı iskemlede bulunur. Gozluklu hali, ebedi çayının yanında duran tabakası ile sadece kendine özgü bir portredir. Çayını yudumlarken anlatır; Yeşilırmak'ın eski hikayelerini, geçmişin güzelliğini, yaşanan aşkları... Ah Ahmet Amca, keşke geçmişi o masum gözlüklerinle görebilsem.

Bu ova kahveleri de Yeşilırmak gibi... Hikaye anlatan, ilham veren, sessizce dinleyen, kucaklayan… Ortada çıt çıkmadığında, odun ateşinin şömineye vurduğu hışırtı, kıvılcımların oynadığı dans, süzülerek akan Yeşilırmak'ın hafif hışırtısı çöker kulaklara. İçinize huzur doluyor. İşte bu anlarda, dünyanın güzelliğini, huzurun tatlılığını anlıyorsunuz.

Yorucu bir günün sonunda, sevdiklerinizle birlikte vakit geçirebileceğiniz en güzel yer burası. Sadece Yeşilırmak'ın çağlayan sesini, yemyeşil ormanın hafif hışırtısını dinleyerek bir soluk alın. İnanın bana, hayatın geri kalan her şeyi bu huzurlu anların karşısında yok olup gider.

Haydi, deneyin ve Yeşilırmak'ın etrafındaki bu ova kahveleriyle tanışın. Huzurun ve sakinliğin adresi burası. Tatil yapmak, işten uzaklaşmak, stresi alıp rüzgara bırakmak için mükemmel bir yer. Sizi burada kahve ile birlikte yaşanmış nice hikayeler bekliyor. Yemyeşil bir dünyada, Yeşilırmak boyunca kahve deneyimi… Ah bir bilseniz! Daha »»»

Salıpazarı Ormanlarında Bir Mantar Avcılığı Serüveni

Salıpazarı; yemyeşil ormanları, taze havası ve yerli halkın misafirperverliği ile adeta bir cennet köşesi. Ormanın her köşesi ayrı bir tat saklar adeta ve Salıpazarı ormanlarında mantar avı herkesin kaçırmaması gereken bir serüven.

Sabahın erken saatlerinde, bir Mantar Avcısı olarak Salıpazarı ormanlarında nefis bir yürüyüşe başlarsınız. Yolunuzu aydınlatan hafif ve canlı güneş ışığı, çıtırdayan yaprakları ve bütün ormanı kaplayan çam ağaçlarının kokusu ile baş döndürücü bir uyandırma olur bu.

Suyunu hiç kaybetmeyen çayların yanından, ormanın içinden geçerek, Ortaçağ'ın derinliklerine dalarsınız. Bir tür sansasyonel zaman yolculuğu. Ayrıca ormanın dinginliği, huzur dolu havası ve doğa sesleri de insana sakinlik veriyor. Ormanda sanki kendi kendine olan büyü, sessizliği ve doğanın ritmini hissedersiniz.

Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden birçok mantar avcısının mekanı olan bu özel ormanda avlanırken, duyacağınız her sese kulak verin. Kuş sesleri, rüzgarın yankılandığı ağaçlar ve hatta hayvan ayak izlerinin oluşturduğu doğal orkestra, ormanda bulunan seslerin tümünü içerir.

Salıpazarı'nın merkezindeki Atatürk Caddesi'nden sonbaharın renklerini taşıyan ormana doğru adım atıldığında, ormanın kokusu sizleri sarar. Biraz daha ilerledikçe kızılçam ve sarıçam ağaçlarının arasından minik mantarların belirdiğini göreceksiniz. Yolunuzun üzerinde güzelliği ile sizi büyüleyecek mantarları topladığınızda, hafif toprak kokusu eşliğinde evinize döndüğünüzde, topladığınız mantarları temizlerken yaşayacağınız heyecan paha biçilemez olacak.

Mantar avı deneyimi sıradan bir yürüyüşten çok daha fazlasıdır. Kendinizi çevreleyen doğanın büyüsünü hisseder, rahatlarsınız ve belki de en önemlisi, lezzetli bir öğüne katkıda bulunur. Soğuk bir kış akşamında, topladığınız mantarları kısık ateşte pişirirken, ormanda geçirdiğiniz zamana dair hatıralarınız canlanacak.

Sonbaharın renklerini ve ormanın bu eşsiz güzelliğini tatmak için daha ne bekliyorsunuz? Şimdi mantar sepetinizi alın ve Salıpazarı'nın bu harika ormanına doğru yola çıkın. Unutmayın, mantarlar sizleri bekliyor! Daha »»»

Karadeniz Balıkçı Limanlarında Akşam Manzaraları

Karadeniz’in yerel renklerini keşfetmek için rotamızı bir başka güzelim Karadeniz balıkçı limanlarına çevirelim. Ilıman Karadeniz akşamları, mavinin yüzlerce tonu ile alaca karanlıkta parlayan balıkçı tekneleri, taptaze balıklar ve tütsülü ağlar bir başka güzel olur.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz derler, ilk durağımız Sinop. Sinop balıkçı limanında güneş batarken, denize yansıyan altın sarısı ışıklarla birlikte liman farklı bir güzellik kazanır. Yörenin balıkçıları son avlarını yaptıktan sonra, ağlarını onarmaya koyulur. Havada hafif bir balık kokusu, taze demlenen çayın mis kokusuna karışırken adeta bir sinfoni bestelenir.

Ordu'da yolumuza devam ediyoruz, burada balıkçıları iskelelerde serin havada etrafı kararan denizi seyrederken buluruz. Arka planda çalan halk müziğinin melodileri, dalga sesleriyle karışır ve bütün stresinizi unutursunuz. Burada dost sohbetleri eşliğinde taze balığın keyfini çıkarabilirsiniz.

Son durağımız Trabzon’un adıyla müsemma Fırtına Deresi. Bu ufak liman, öyle huzur verici bir hava sahip ki, hemen herkesin içine doğa sevgisi aşılar. Akşamın alaca karanlığı bastırdığında, balıkçılar mangal başına toplanır. En taze hamsinin çıtır çıtır kızardığını duyar, ızgara somonun ve dil balığının aromaları burunları okşar.

Karadeniz’in çaylarına, fındıklarına, balıklarına eşlik eden, derelerinden akan berrak suya; dağlarına, ormanlarına; ve elbette kişileri kadar sıcak olan Karadeniz balıkçı limanlarında akşam, bir başka güzeldir. Bu güzelliği anlatmaktan çok yaşamak gerekir. Eğer yola düşmeye karar verirseniz, belki bir gün deniz meyhanesinde bir araya gelir, bu eşsiz manzaraları beraber seyrederiz. Görüşmek üzere! Daha »»»

Kızılırmak Deltası'nda Küçük Bir Yolculuk: Yaban Kuşlarıyla Tanışma

Heyecanla yeni bir günün başlangıcında, gökyüzünün o muhteşem türkuaz renklerini alırken, sakince çıktım yolculuğa. Bulutların ötesine dalarak, Kızılırmak Deltası'na doğru izledim yolumu. Yolculuk edecek miydik, hayır. Aslında düşleyecektik. Her haliyle doğayla iç içe olan bu olağanüstü yeri ilk kez bana bu şekilde hayal ettirecekti.

İniş yaptığımızda, hafif esen rüzgarı ciğerlerime çekerek tuzlu deniz kokusunu alıştırdım. Değil mi ki içimde bir keyifli yolculuğa çıkmışım, hemen her yerde cıvıl cıvıl kuş sesleri çınladı kulağımda. Kuzeyden güneye doğru yol alan kuşlar, uçuşan melodileriyle tabloya yaşam katıyorlardı. Dikkatle izledim: Flamingolar, leylekler, yabani ördekler ve daha nicesi...Hepsi farklı bir hikayeye, farklı bir yolculuğa dalıyordu.

Yürüdüğüm toprak yol, ayrı bir hikayeyi anlatıyordu bana. Adımlarımın altında hissettiğim o doygun toprak kokusu, Samsun'un coğrafi benzersizliğine işaret ediyordu. Asma köprünün üzerinden geçerken, kendimce melodiyi onlarla paylaştım. Sahneleme eşsizdi; kuşların keyifli uçuşu, dalgalı suyun ritmi ve deltasının sesi...

Kulağıma gelen bir çıtırtı sesi ile kuğulu gölü fark ettim. Birkaç adım sonra, onlarca kuğunun yüzeyde yüzdüğünü gördüm. Sanki Kızılırmak Deltası'nın rüya alemine katılan bir kutsal koroya rastlamış gibiydim. Onların dağıldığına tanık oldum ve o kuğuların uzun boyunları ve zarif hareketleri hemen dikkatimi çekti.

Kırkyıl çay bahçesinde oturup cıvıl cıvıl kuş seslerini dinlerken, ayrı bir huzur vardı kahvemi yudumlarken. Sanki doğa ile tamamen bütünleşmiştim. Gözlerimin karşısında uçuşan rengarenk kelebekler, hızla yüzeye dalarak bir şeyler kapıp hemen havaya uçan yaban ördekleri...

Yaban kuşlarıyla tanışma bu kadar güzel olabilir miydi? Kızılırmak Deltası'na bu kadar yakın olabilir miydim? İçimde dalga dalga yayılan huzur ve mutluluk duygusunu tam anlamıyla anlatmak zor. Ama umuyorum ki, bu satırları okuyan siz de, Kızılırmak Deltası'nda doğanın kalbine yolculuk yapma isteği duyarsınız. Daha »»»

Bafra Dağ Kahvesinde Unutulmaz Sohbet Akşamları

Selam dostlar, bugün Bafra'nın en özel noktalarından birinde, ünlü Dağ Kahvesi'nde geçen bir sohbet akşamını anlatacağım. Bu, özellikle birlik ve beraberliği sevenlere hitap eden sıcak, samimi ve huzurlu bir hikaye.

Dağ Kahvesi, mis kokulu çam ağaçlarının arasında, karşılarına dağların muhteşem manzarasının çıktığı huzurlu bir yer. Sessiz, sakin ve mütevazi; kısacası tam bir doğa harikası. Bafra'nın kalbi, çamların arasında gizli...

Kahvenin içerisine girer girmez, kavrulmuş köy kahvesinin o eşsiz kokusuyla karşılaşırsınız. Bu kokuyu taşıyan kahve dumanı, soluk alırken bile mutlu olmanızı sağlar. Ağızda kalan o lezzet, sanki bir şiir gibidir. Kahvenin yanında servis edilen taze, ev yapımı poğaçaların tadı da damağınızda iz bırakır.

Her akşam orada toplananlar arasında, lokman hekim Mustafa Amca, orman muhafızı Veli Bey, iyi yürekli bakkal Tevfik ve eli neşeli, cevval kahveci Durmuş Bey de var. Hepsi sohbet etmek, günün yorgunluğunu üzerlerinden atmak ve tabii ki bir fincan sıcak kahve içmek için orada buluşurlar. Herkes birbirine bağlı, birbirine saygılı... Görüşlerini, anılarını, umutlarını ve endişelerini paylaşmaktan çekinmezler. O dağın, o kahvenin, o huzurun büyüsüne kapılan herkes, insanın insana ihtiyacı olduğunu hisseder.

Bafra Dağ Kahvesi'nde sohbet akşamlarında yaşananları düşündükçe içim ısınıyor. Eşsiz manzarası, mis gibi çam kokusu, sıcak bir kahve ve huzurla dolu dost sohbetlerin yer aldığı bu mekan, her anının keyfini çıkarabileceğiniz eşsiz bir yerdir. Ah, keşke şu anda orada olabilseydim! O güzel dostlarla, sıcak birer fincan kahve eşliğinde muhabbet etmek, belki de hayatta ihtiyaç duyduğumuz en değerli şeydir.

Bir sonraki Bafra Dağ Kahvesi ziyaretinizde belki de siz de o masaya oturup, dostane bir sohbete katılabilir ve hayatınız boyunca unutamayacağınız anılar biriktirebilirsiniz. Hem sizin, hem de benim adıma, bir fincan kahve alıp o masaya oturmayı unutmayın. Şimdiden keyifli sohbetler dilerim dostlar! Daha »»»

Salıpazarı Orman Köyünde Bir Günlük Sessizlik Mektubu

Bir sabah, Salıpazarı Orman Köyü’nde güneş yavaş yavaş yükselirken ve yaprakları sulayan mis gibi orman havasını içinize çektiğinizde, her şey bir anda durur. Tabiri caizse zaman durur, huzur başlar. Bunu bir sessizlik mektubu olarak düşünün, kendine özgü bu havanın size nasıl hayran bıraktığını anlatan bir mektup.

Bir sabah çiy damlasının ardından köyün güvercini gibi dolaştım. Önce kahvehanenin önünden geçerken, Selim Amca’nın elindeki gazetesinden yükselen mürekkep kokusuyla karşılaştım. O, köyün beyefendisi, her sabah kalkıp kahvesini içip gazetesini okuyan adam. Şıhına hal hatır sorar, onu hızlı hızlı çevirirken derinden gelen bir sessizlikte kendini bulur.

Daha sonra kestanenin altına geldiğimdeyse, Ayşe Teyzenin fırından yeni çıkmış pide kokuları karşıladı beni. Zeytinli, peynirli, etli... Ve elbette yoğurtlu. Kim ne derse desin, bir köy ekmeği tadı hiçbir şehrin en lüks ekmeğinde yok.

Sırada İsmet Abi'nin çiftliğine doğru ilerlerken o harika doğa sesleri, ötüşen kuşlar, rüzgarda hışırdıyan yapraklar, hayvanların çıkan sesleri... Bu sesler, belki de birçoğumuzun özlediği ve bulmakta zorlandığı huzuru bana hissettirdi.

Bir köyde yaşamanın sessizliği, sizin kendi düşüncelerinizle baş başa kalabilmenizi sağlar. Salıpazarı Orman Köyü’nde geçirdiğim bir günde, büyük şehirlerin karmaşasından, gürültüsünden ve stresten uzakta, gerçek anlamda sessizliği buldum.

Köyün yolundan ilerlemeye devam ettim, öğle vaktine doğru Ahmet Dede ile karşılaştım. Kollarındaki sepet dolu kirazla, karşısındaki torunu ile konuşuyordu. Konuşmalarının müziği, rüzgarda dalgalanan buğday tarlası gibi huzurluydu.

Sessizlik demek, etrafınızdaki her şeyin sükuneti değildir. Gerçek sessizlik, iç huzurudur. Salıpazarı Orman Köyü, insanın içindeki sessizliği keşfetmesi için biçilmiş kaftan.

Bu güzel köyde sessizliğin tadını çıkarırken, hayatın ne kadar hızlı aktığını unutmayın. Kendinize zaman ayırın, doğanın ve huzurun keyfini çıkarın. Sessizlik mektubum burada son buluyor, umarım size de Salıpazarı Orman Köyü'nün beni ne kadar etkilediğini anlatabilmişimdir. Sessizlikte görüşmek üzere… Daha »»»

Salıpazarı Orman Köyü'nde Sessizlik Mektubu: Doğanın Kucağındaki Kıyılar

Bir gün, tam da hayatın en telaşlı yönleri tarafından enselenmiş bir durumda buldum kendimi. Çoğu kişi gibi kaosla boğuşmaktansa sessizliği seçtim ve yolculuğuma çıktım. Böylece, Salıpazarı orman köyünün eşsiz güzelliklerini keşfetmeye başladım.

Bu orman köyü, doğanın kucağında yükselen bir cenneti andırıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla, ahşap evlerde yeni bir gün başlıyor. Yakılan sobaların çıtırtısı ve taze çayın demlenmesi ile birlikte tüm köy hızla uyanıyor. Sabahları köy meydanında kurulan pazarda yerel ürünler tezgahlarda yerini alıyor. Mis gibi toprak kokusu eşliğinde, domatesler, biberler ve taze fasulyeler kırmızı, yeşil ve sarı renkleriyle alıcısını bekliyor.

Sesin bile sükûnet içinde yaşadığı köy meydanında, evlerin bahçelerinde yaşlı orman köylülerini görüyorsunuz. Her biri yüzünde hüzün ve neşenin karışımı bir ifadeyle gençlere anılarını anlatıyor. Doğayla iç içe yaşamanın getirdiği huzuru ve zorlukları onlara dinletirken, sanki büyülü bir dünyanın kapıları aralanıyor.

Salıpazarı orman köyünün huzur veren sessizliğiyle birlikte, ormanın derinliklerinde, her biri birer hikâye anlatan ağaçları da unutmamak gerekiyor. Yaşlı çınarlar, genç kestaneler, aralarında serin bir hava taşıyan çamlar... İçlerinde yüzlerce yıllık sırları barındıran bu ağaçlar, bize doğanın sessizliği ve aynı zamanda çığlıklarını hatırlatıyor. Her biri birer yüzyılı aşmış yaşamlarına, yerel halkın en büyük destekçisi olarak devam ediyorlar.

Gün batımı eşliğinde, köy meydanında toplanan orman köylülerinin çay ve sohbet saatleri başlıyor. Güneşin son ışıklarının yüzlerine vurduğu bu saatlerde, onların yüzlerindeki huzuru ve memnuniyeti gözlemlemek paha biçilemez. Zamanı yavaşlattıkları ve tek bir anın değerini bilecek kadar yaşadıkları bu sakin köyde, herkes aynı hikayeyi paylaşıyor: Doğa ve insan birbiriyle barışık, harmonik bir yaşam sürüyor.

İşte Salıpazarı orman köyünün hikayesi. Sessizliğin mektubu, insanın doğa ile dansı... Kargaşadan uzakta, huzurun ve sessizliğin yaşandığı bu cennet köşede, hayatın anlamını yeniden keşfediyoruz. Unutulan değerlerimizi hatırlatıyor, bizleri basit yaşamın sadeliği ve saflığı ile tanıştırıyor. Öyleyse, belki de bu mektubu okurken, siz de orman köyünün kollarında kaybolmak istersiniz. Kim bilir, belki de sizin de bir sessizlik mektubunuz olur. Daha »»»

Kızılırmak Deltası'nda Göz Kamaştıran Yaban Kuşları Buluşması

Sonbaharın eşsiz tınılarının hala etrafta dolandığı bir sabah, eski dostlarla birlikte Kızılırmak Deltası'nda farklı bir macera için yola çıktık. Geçmişten bugüne birçok değerli anımızın parçası olan bu deltanın güzelliği, yaban kuşlarının cennetinden fazlasını barındırıyordu.

Gün doğumunda, eski usul çayhanemizde bir bardak çayı paylaşmak bize deltanın seslerini daha yoğun hissetme fırsatı sundu. Dost canlısı çaycımız Halil'in hikayelerini dinlerken, belki yüzlerce çeşit kuşun burada ev sahibi olduğunu öğrendik. Bizlere kılavuzluk etti ve bu eşsiz deneyimi unutulmaz kıldı.

Birbirinden farklı renkte, boyda, türde kuşların sesleri, çayır çimenlerin üzerinde tüten sabah ayazı ve tüm bunların içinde hayat bulan, alçak gönüllü kasabamızın kokusu hepimizi büyüledi. Elma bahçelerinden gelen tatlı koku, taze çayır otunun çıtırdatan sesi ve içimize işleyen bu güzelliklerle unutulmaz bir deneyim yaşandı.

Kuş gözlemi, her ne kadar teknik bilgi gerektirse de, o gün orada, Kızılırmak Deltası'nın tam kalbinde doğanın sesine kulak verdik. Karga gürültüleri, ördek çırpınışları, çulluk ötüşleri ve elbette balabanların eşsiz şarkıları.

Dostumuz, kuş sever Ahmet’le birlikte bu keşfe atıldığımızda anladık ki, bu doğanın sesini dinlemek, ayrı bir meditasyon. Öyle bir huzur ki, sıcacık çorba kokuları eşliğinde sabah kahvemizi yudumlarken kıyıya konan yüzlerce kuşun nağmesi, doğanın en saf haliyle buluşturdu bizi.

Bu delta, aynı zamanda kuş gözlemciliği tutkunlarının sığınak alanı. Hepsi burada, Kızılırmak'ın bu renkli tablosunda buluşup, kendilerini doğanın kollarına bırakıyorlar. Her biri, bu özgür coğrafyanın hem şahidi hem de parçası.

Öyleyse belki siz de bir gün çayınızı yudumlayıp, bu eşsiz deltanın kuş cennetine dalabilir, ve belki de ruhunuzdaki doğa aşkını keşfedebilirsiniz. Bazen hayat, size öyle güzellikler sunar ki, değeri ancak yaşayarak anlaşılır. Kızılırmak Deltası da böyle bir güzellik, hem bizim hem de minik yaban kuşlarının. Daha »»»

Vezirköprü'nün Dağ Köyünde Bir Fındık Kavurma Serüveni

Gunaydın Vezirköprü ve sevgili komşularım! Bugün sizlere bir dağ köyünden, fındıkların çıtırdığında bile köklerinden yaydığı o eşsiz kokudan bahsedeceğim. Köyümüz, tüm naifliği ve masumiyetiyle Vezirköprü'nün ta kalbine kurulu.

Gönlümüzü ve damak zevklerimizi köye vurduk biz, bir daha çekip alamadık. Fındık kavurma zamanı geldiğinde, çıtırdığında bile yayılan mis gibi kokusunu soluyorum ve gözlerimi kapatıp dalıyorum hayallere. Sizlerle bu büyülü anları paylaşmak, fındığın bambaşka bir tat katmasından söz etmek istedim.

Dostlarım, fındıklarımızı topladıktan sonra, en belirgin özelliklerinden biri olan ve fındıkların karakteristik özünü veren o güzel kavrulma aşamasına geçiyoruz. Yüzyıllardır dedelerimizin, annelerimizin bilgece tecrübelerinden gelen bir bilgelikle, ateşi düşük tutuyoruz ve fındıklarımızın lezzetini en yüksekte tutmak için bekliyoruz.

Yanımızda oturan köyün dedesi Hasan Amca, fındıkları dikkatlice karıştırıyor, oksijenin her bir fındığa ulaşması için hiç ara vermiyor. Sıcaklığın fındıkların içine sızmasını sağlarken, aynı zamanda o güzelim aromayı dışarıya salmamızı sağlıyor. Çıtır çıtır fındıklarımız, dağların, ormanların verdiği o bambaşka bir hava ile birleşiyor ve tüm köyü sarıyor.

Her bir çıtırta bir başkasına sevgi dolu bir merhaba çığlığı atıyor; sanki aşkla sevgiyle kavrulan her bir fındık ayrı bir hikaye anlatıyor. Tüm köy halkı, bu nadide anları anlamlandırmak için kulak veriyor bu naif ahenkli dansa.

Fındık kavurma serüvenimiz bittiğinde, manzarayı gözler önüne seren tatlı bir uyuşukluk oluyor tüm etrafta. Fındığın yoğun kokusunu içimize çekiyor ve yaşadığımız bu deneyimi minnetle anıyoruz.

İşte Vezirköprü'nün dağ köyünde bir fındık kavurma hikayesi bu dostlar. Tüm sevdiklerinizle birlikte fındıklarınızın çıtır çıtır kavrulduğu ve aşkla yoğrulduğu güzel anılar biriktirebilmeniz dileğiyle... Gerçekten çok basit: Fındıkları kavururken, aşkınızla kavurun, o aşk fındıklara geçsin ve onlara eşsiz bir lezzet katsın. Daha »»»

Salıpazarı'nın Unutulmaz Kokuları: Köy Ekmeği Yapma Günleri

Merhaba sevgili okurlar! Bugün sizlere, Salıpazarı'nın sıcak ve samimi sokaklarından bahsetmek istiyorum. Özellikle burayı kim bilir ne kadar özel yapan, hayatı ve dostluğu paylaşmanın en güzel hali olan, her Salı düzenlenen köy ekmeği yapma günlerinden söz etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Çünkü köy ekmeği yapma günleri, hem yörenin eski lezzetlerini sürdürmek hem de birbirimize daha sıkı bağlanmamızı sağlamak açısından büyük önem taşıyor.

Bildiğiniz gibi Salıpazarı, halk arasında samimiyeti, alçak gönüllülüğü ve misafirperverliği ile bilinir. Ancak bir de oradaki muhteşem köy ekmeği yapma günlerimiz var ki, emin olun bunu bir kere yaşadıktan sonra bir daha bırakamayacaksınız. Bu özel günler, Salıpazarı'ndaki Ahmet amca'nın eski taş fırınında her Salı sabahı başlar. Köylü kadınlarımız, gece boyunca mayalanan hamurları sabahın ilk ışıklarıyla şekillendirir ve Ahmet amca'nın kızgın fırınında pişirilir.

Peki, tam olarak ne kadar güzel bir koku olduğunu düşünebiliyor musunuz? Sabahın erken saatlerinde uyanıp bu eşsiz kokuyu burnunuzda hissetmek, daha güne başlamadan, sizleri neşe ve enerjiyle dolduran bir deneyim. Her bir ekmeğin fırına verildiği anda çıkan ıslık sesi, köy ekmeği yapma günlerinin unutulmaz ritüellerinden biri.

Köy ekmeği yapma günleri, sadece ekmek yapmak anlamına gelmiyor tabii ki. Salıpazarı'nın sakinleri, bu günü bir araya gelip sohbet etmek, çocuklarıyla oynamak, komşularıyla gülüşmek için de kullanıyorlar. Etraf sıcacık dostluk kokularıyla dolup taşıyor. Ve biz de, bu haftalık ritüeli sürdürerek birbirimize olan bağlılığımızı ve topluluğumuzla olan aidiyetimizi yeniden hatırlıyoruz. Kısacası, Salıpazarı'nda bir Salı sabahı başka hiçbir yerde olmak istemezsiniz.

Unutmadan, Salıpazarı'nda olduğunuz bir Salı günü bu harika deneyimi yaşamadan dönmeyin. Gelip bizi ziyaret edin, köy ekmeği yapma günlerine tanıklık edin ve Salıpazarı'nın sıcaklığını, samimiyetini ve misafirperverliğini kendi gözlerinizle görün. Ve sonra göreceksiniz ki, kendinizi hiç olmadığı kadar evde hissedeceksiniz. Unutmayın, Salıpazarı ve köy ekmeği yapma günleri, sizi dört gözle bekliyor olacak! Daha »»»

Bir Cuma Günü İlçe Pazarının Rengârenk Dünyası

Güneşin yeni ağarmış olduğu ılık bir sabah vakti. Saatler henüz 7'yi gösterirken İlçe pazarının düşleri birer birer uyanıyor. En taze meyve ve sebzeler, en keskin kokular ve en gerçek gülüşler, pazarımızda bir kez daha buluşmanın hazırlığını yapıyor.

Cuma sabahları, uzaktan usulca yaklaşan hareketliliği hisseder hemen. Tezgahlar, alıcılarını bekleyen mis kokulu otlar ve taptaze sebzelerle birlikte çiçek açar adeta. Pazarcı Ahmet amca, sabahları ilk gelenlerden birisidir. Domatesleri, salatalıkları, yeşilbiberleri tek tek tezgahına dizmeye başlar ve malını satacağı gün boyunca gözlerinde umut ışığı parıldar.

İlçe pazarı, her hafta olduğu gibi bu hafta da renk cümbüşünü sergiler ziyaretçilerine. Mevsim sebzelerinin özgün renkleri, yumuşak güneş ışığında daha da belirginleşir. Çileklerin kıpkırmızı, enginarların canlı yeşil rengi... Ah, bu rengarenk tezgahların uçucu kokularını unutmadan! Patlıcanlar, fasulyeler ve yeşil biberler nefis bir orkestra oluştururlar. Turşucu Hüseyin amca, turşusunu denemeniz için elinize küçük bir kap uzatır ve kornişon, lahana, havuç, kırmızı biberden meydana gelen bu ekşi serüven sizi bulunduğunuz yerden alıp yepyeni diyarlara götürür.

Ana caddeye indiğimizde, giyim esnafı İsmail dayı gözlüklerini çıkarıp bizleri görmeye çalışır. Elbise tezgâhlarını düzenlerken etrafa yaydığı deterjan kokusu, elbiselerin yeni ve temiz olduğunu kanıtlar. Yakın bir mesafede ise Ayşe teyze, taze demlenmiş çayı ile sizi selamlar. Ne de güzel bir çaydır o, içerken kıvrak bir ney sesi bile duyar gibi olursunuz.

Pazarın arka sokağında ise balıkçı Hakan abinin tezgahını görürüz. Her zaman taptaze ve parlak gözleriyle misafirlerini bekleyen balıklar, Hakan abi tarafından özenle sergilenmiştir. Tütsülenmiş hamsi, taze dil balığı ve belki de biraz karides, bu tezgâh tam bir lezzet cenneti. Balıkların sergilendiği buzların arasında, denizin tuzlu ve hafif kokusu var.

Bir Cuma gününü böylesi özgün ve sıcak bir ortamda geçirmek herkesin hakkı. İlçe pazarında geçirilen bir gün, o kadar çok tat, koku ve renk içerir ki, sadece bir alışveriş değil aynı zamanda bir deneyim yaşarsınız. Pazar, alışverişin yanı sıra etrafınızdaki insanlarla samimi ilişkiler kurma, gülümseyerek selamlaşma ve belki de biraz dedikodu yapma imkanı sağlar. Herkesin tanıdık olduğu bu küçük pazar yerinde, sosyal yaşantının tadını çıkararak günlük hayatınızı renklendirebilirsiniz.

Haftanın en güzel günlerinden biri olan Cuma'nın heyecanını doya doya yaşamak için ailenizle, dostlarınızla bir Cuma sabahını ilçe pazarında geçirin. Bırakın renkli sebzeler, taptaze meyveler, canlı balıklar ve sıcak insan manzaraları ruhunuzu sarıp sarmalasın. Çünkü Cuma günü, haftanın yorgunluğunu üzerimizden atarak yeni bir başlangıca adım atmanın en güzel yoludur.

Ve unutmayın, ne zaman canınız çekse, İlçe pazarında her zaman bir Cuma gününün bereketli kucağında bekleyen o sıcak gülümseme vardır. Unutmayın, pazara gelen herkes ailedir. Pazar yerinde her şey biraz daha samimi, biraz daha sıcak, biraz daha renkli... Daha »»»

Çarşamba Köyünde Unutulmaz Bir Düğün Hatırası

Çarşamba köyünde düğünler başlı başına bir olaydır. İstanbul'un kargaşasından sıkılmış bir büyük şehir sakinine göre daha kalabalık, daha canlı ve çok daha sıcaktır. Bu haftaki serüvenimiz Çarşamba köyünde yer aldı, tam da hayatın kalbine. Şehirdeki normal yaşamı bir kenara bıraktık ve köydeki bir düğüne katıldık.

O gün hava hafif esintiliydi, sıcağın yoğunluğuyla birleştiği o sıradan bir yaz gününden farklı olmasını sağlıyordu. Güneş, altın sarısı buğday tarlalarını parlatıyordu ve çevredeki kuşlar, özgürce uçuşup ağaçların dallarına konuyorlardı. Ayvaların ve armut ağaçlarının kokusu hafifçe esen yel ile hafifçe burnuma geliyordu. Köyün ortasında, hafifçe yükseltilmiş bir alanda kurulan yemek masaları ve sandalyeler, şenliklerin başlaması için hazırdı.

Bir köy düğününde olmak ne kadar farklı hissettirir? Ailelerin çocuklarına bağımsızlıklarını kutlama, yeni bir yaşamın başlangıcını kutlama heyecanı ile dolu bir kalabalıkla birlikte olmak. Sarı, mavi ve beyaz giysiler, yaşlı teyzelerin yüzünde o eşsiz gülümseme, genç gelin ve damadın utanç dolu kırmızı yüzleri... Benzersiz bir deneyim, çünkü her biri sizi hayatın gerçeklerine geri getirir.

Ben, sokakların, ağlayan çocukların, köpeklerin, koyunların ve tavukların sesiyle dolu, çam ağaçlarının altından dolup taşan renkli bir manzara eşliğinde soluduğum o özel anı özlemle anıyorum. Ellerim hala çay ve börek, gözlerim ise güneşin batışını, alaca karanlığın düşmesini ve insanların evlerine dağılmasını gösteren ışığı hatırlıyor.

Belki de şehir hayatının sürekli hareketi ve karmaşasından kaçıp bir anlık huzuru bulmak için bir köy düğününe katıldım. Ne olursa olsun, Çarşamba köyü benim için asla unutulmaz bir anı oldu. Her ne kadar yeni insanlarla tanışma, yeni yerler görme ve farklı bir kültürü deneyimleme fırsatı bulmuş olsam da, asıl önemli olan, bu tür anları yaşama ve paylaşma yeteneğimdi.

Sonuç olarak, Çarşamba köyünün sesleri, kokuları, tatları ve dokusu beni derinden etkiledi. Bu sıradan bir köy düğününe özlemle bakıyorum ve umarım gelecekte daha fazla anılar biriktirebilirim. Ne de olsa, bizim hatıralarımız, yaşamlarımızın en kıymetli hazineleridir. Daha »»»