Havalar ısındığında, yüzler gülümsemeye başladığında anlarız ki, Çarşamba köyünde düğün zamanı gelmiştir. Oğlan tarafı çalgıcıları çağırır, kız tarafı ise mutfağın baş köşesine geçer. Davulun zurnanın sesi tüm köyü sardığı an, köy meydanında toplanılmıştır bile.

Gelinin evinde büyük telaş, büyük heyecan hüküm sürer. Binbir çeşit lezzetle dökülen yemekler, pişirilen baklavalar, köyün mis kokulu ekmekleriyle bütünleşir. Kaynana, baldız, teyze, hala; hepsi bir yandan yemek yapar, bir yandan da düğün şarkıları söyler. Gelin odası mis gibi gül kokusuna, gelinciklerin ve yoncaların ahengi karışır.

Köyün delikanlıları, tarlalarının arasından geçip gelin evinin önüne toplanırken, köyün kızları gelinlik beğenmeye başlar. Hepsi beyazlar içinde, el emeği gelinliği giyen gelini kıskanırken, içten içe 'benim sıram ne zaman gelecek' diye düşünür.

Davul zurna sesleri yankılanırken, köyün kıyısındaki çınar ağacının altında toplanırız. Hep bir ağızdan şarkılar söyler, gelen misafirlere 'hoşgeldin' deriz. Bu toprakların türkülerini söylemek, köyün gençlerinin omuzlarına çıkmak, o anın heyecanını, mutluluğunu anlamak için yaşamak gerek.

Düğünün en heyecanlı anı tabi ki düğün alayıdır. Delikanlılar gelini aldığı zaman tüm köy sevinç çığlıkları atar. Gelinin evinden çıkmak için annesinin kucağından attığı ilk adımda, köyün sakinleri duygulanır, gözler dolup taşar. Özlemle beklenen ve sevinçle kutlanan bir düğün alayı daha tarih olur.

Her Çarşamba köy düğünü, bir öncekinden daha güzel, daha neşeli, daha coşkulu olur. Belki de birbirimize olan sevgimizden, birlikteliğimizden, bir arada olma sevincimizden kaynaklanır. Bir sonraki düğünü merakla beklemeye başladığımız an, bir Çarşamba düğünü daha son bulur. Her biri ayrı güzel olan bu hatıralar, köyümüzün hikayesini anlatır. Çünkü bizim için köy düğünleri, yalnızca bir düğün değil; hayat, sevinç, hüzün, neşe demektir.