Yıllar geçti aradan, hâlâ sıcaklıkla hatırlıyorum. O günlerin neşesini, heyecanını, birlikteliğinin getirdiği huzuru... Çarşamba köyünde yaşanan bir düğün, ancak orada bulunanlar tarafından tam olarak anlaşılabilen bir şölen.
Yıl 1995'ti. Haziran'ın ilk haftasıydı ve köy yerle bir olmuştu. Akşamüzeri kırmızıya çalan güneş, köyün tozlu yolunu altın bir haleye bürümüştü. Başı başaklara değen buğday tarlaları, düğünü renklendiren en büyük detaydı. Bilecikli oyun havalarının canlı notaları, o sıcak yaz gününde yükseliyordu.
Çalgıların coşkusu, kokteyl sofralarının lezzet dolu sunumları ve kahkahaların eşlik ettiği insanlar... Herkes birbiriyle tanışıyordu, kapılar komşulara ve akrabalara sonuna kadar açıktı. İşte Çarşamba köyünün düğünleri böyle bir şeydi, çaldıkça coşan bir davul-zurna ritmi, hemen ardından gelen sonu gelmeyen halaylar.
Sofraların üzerinde yer alan nohut pilavının mis gibi kokusu hâlâ burnumdadır. Kırmızı etin pismekte olan kokusu eşliğinde sunulan yoğurtlu çorbanın, mis gibi taze ekmeklerin hafifçe yaydığı koku insanı cezbediyordu. O gün, köy fırınının hamur işlerinin üzerine düşen kıvırcık maydanozların kokusu da hala hafızalarımda.
Düğünün rengarenk çiçeklerle süslü gelin arabası, köy meydanındaydı. Kamyonetlerin kasalarında heyecanla seyreden çocukları hatırlıyorum. Bakkal Mehmet Amca, çay ocağında elindeki dikişi atmayı unutmuş, sürekli yıkanan yeni gelinin gelmesini bekliyordu. Ve o an geldiğinde, köy meydanında bir coşku dalgası koptu.
Düğünler, bir köyün, bir topluluğun, bir ailenin bir araya gelip, eğlenceye daldığı zamanlardı. Aşklar, arkadaşlıklar, kahkahalar ve gözyaşları... Hepsi bir aradaydı. Ve hepsi o düğünde, Çarşamba köyünün kalbinde, atıyordu.
Belki de en güzel anılarımız, işte böyle yerel düğünlerde oluşuyor. Unutulmaz, gerçek, samimi ve içten... Anıları ve hisleri, sesleri ve kokuları ile bizimle bir ömür boyu kalıyor. Köy düğünlerimizin hatırası, en samimi ve içten anılarımızın yerini hep koruyacak, gönüllerdeki yerini asla kaybetmeyecek. Bu yüzden Çarşamba köy düğünü hatırası, tıpkı o günlerdeki gibi, sıcak, yerel, samimi ve duygusal bir hikaye...
Yıl 1995'ti. Haziran'ın ilk haftasıydı ve köy yerle bir olmuştu. Akşamüzeri kırmızıya çalan güneş, köyün tozlu yolunu altın bir haleye bürümüştü. Başı başaklara değen buğday tarlaları, düğünü renklendiren en büyük detaydı. Bilecikli oyun havalarının canlı notaları, o sıcak yaz gününde yükseliyordu.
Çalgıların coşkusu, kokteyl sofralarının lezzet dolu sunumları ve kahkahaların eşlik ettiği insanlar... Herkes birbiriyle tanışıyordu, kapılar komşulara ve akrabalara sonuna kadar açıktı. İşte Çarşamba köyünün düğünleri böyle bir şeydi, çaldıkça coşan bir davul-zurna ritmi, hemen ardından gelen sonu gelmeyen halaylar.
Sofraların üzerinde yer alan nohut pilavının mis gibi kokusu hâlâ burnumdadır. Kırmızı etin pismekte olan kokusu eşliğinde sunulan yoğurtlu çorbanın, mis gibi taze ekmeklerin hafifçe yaydığı koku insanı cezbediyordu. O gün, köy fırınının hamur işlerinin üzerine düşen kıvırcık maydanozların kokusu da hala hafızalarımda.
Düğünün rengarenk çiçeklerle süslü gelin arabası, köy meydanındaydı. Kamyonetlerin kasalarında heyecanla seyreden çocukları hatırlıyorum. Bakkal Mehmet Amca, çay ocağında elindeki dikişi atmayı unutmuş, sürekli yıkanan yeni gelinin gelmesini bekliyordu. Ve o an geldiğinde, köy meydanında bir coşku dalgası koptu.
Düğünler, bir köyün, bir topluluğun, bir ailenin bir araya gelip, eğlenceye daldığı zamanlardı. Aşklar, arkadaşlıklar, kahkahalar ve gözyaşları... Hepsi bir aradaydı. Ve hepsi o düğünde, Çarşamba köyünün kalbinde, atıyordu.
Belki de en güzel anılarımız, işte böyle yerel düğünlerde oluşuyor. Unutulmaz, gerçek, samimi ve içten... Anıları ve hisleri, sesleri ve kokuları ile bizimle bir ömür boyu kalıyor. Köy düğünlerimizin hatırası, en samimi ve içten anılarımızın yerini hep koruyacak, gönüllerdeki yerini asla kaybetmeyecek. Bu yüzden Çarşamba köy düğünü hatırası, tıpkı o günlerdeki gibi, sıcak, yerel, samimi ve duygusal bir hikaye...