Güneş yeni doğarken, Yeşilırmak'ın mistik suyu üzerinde beliren ilk ışık huzmeleri ve eşsiz doğasıyla başlıyor hikayemiz. Bahsediyoruz işte tam da buradan, Yeşilırmak boyunca serpilmiş o eşsiz ova kahvelerinden. Oralardan bahsediyoruz, her bir fincan kahvenin altında yatan hikayelere konuk olanlardan.
Yaşlı Mehmet Amca'nın her sabah dükkânını açtığı, genç Barış'ın ise tam karşısında simitçi tezgâhını kurduğu bu kahvelerde başlıyor hayat. Mis gibi taze simit kokusu, demli çayların buharıyla karışıp tüm köy meydanına yayılır. Sarı saçlı Ayşe Teyze'nin çamaşır ipten toplamasına yardım eden kızları, Fadime'yle Nazife'nin her sabah aynı kahvede buluşup öğleden sonraya kadar dedikodu yapmaları, bu ovanın özelliklerini yansıtır adeta.
Çocukların okuldan dönüş saati gelir ve tam da bu sırada kahveci İbrahim'in mis gibi kokan çaylarının demlenmesi tamamlanır. Bir yandan fincana doldurulan çayın sıcak buharı ve taze dem kokusu, diğer yandan sokakta oyun oynayan çocukların gülüşleri, kahvehane de ise sohbet edenlerin sesleri, renkli bir karışımdır ve bu karışım Yeşilırmak boyunca ova kahvelerinin ana kokusudur.
Belli bir düzene oturmuş bu günlük yaşamın içerisinde, gün batarken Yeşilırmak'ın üzerinde süzülen kayıkçı Ahmet'in melodik türküleri yankılanır. Hayatın tüm zorluklarına, türlü dertlere rağmen bir umut ışığı olan Ahmet’in türküleri, bu kahvenin ruhudur. Ne yazık ki, bu kahve sesinden mahrum olanlar, bu türkünün yaşam melodisi olan tadını da kaçırmış olurlar.
Burası işte Yeşilırmak boyunca ova kahveleri, birbirine kenetlenmiş, umut dolu, samimi, sıcak ve aynı zamanda eşsiz. Bir adım ötede Yeşilırmak'ın tatlı suyu, bir adım beride güne başlarken taze kahve kokusu; bir yanında okul dönüşü koşuşturan çocuk sesleri, bir yanında hüzünlü türkü sesleri. Bu karmaşanın içinde ayrı bir huzur bulunur, umut veren yaşam melodileri ve sakinlik bir aradadır. Hepsi bir arada, tıpkı bir ova kahvesinde olduğu gibi. Yeşilırmak'ın tatlı suyuyla karışan bu kahve kokusu, hayatın melodisini oluşturur. Bir kahve bu kadar mı hayat olur, der gibisiniz şimdi. İşte tam burasıdır, ova kahvelerinin büyüsü.
Yaşlı Mehmet Amca'nın her sabah dükkânını açtığı, genç Barış'ın ise tam karşısında simitçi tezgâhını kurduğu bu kahvelerde başlıyor hayat. Mis gibi taze simit kokusu, demli çayların buharıyla karışıp tüm köy meydanına yayılır. Sarı saçlı Ayşe Teyze'nin çamaşır ipten toplamasına yardım eden kızları, Fadime'yle Nazife'nin her sabah aynı kahvede buluşup öğleden sonraya kadar dedikodu yapmaları, bu ovanın özelliklerini yansıtır adeta.
Çocukların okuldan dönüş saati gelir ve tam da bu sırada kahveci İbrahim'in mis gibi kokan çaylarının demlenmesi tamamlanır. Bir yandan fincana doldurulan çayın sıcak buharı ve taze dem kokusu, diğer yandan sokakta oyun oynayan çocukların gülüşleri, kahvehane de ise sohbet edenlerin sesleri, renkli bir karışımdır ve bu karışım Yeşilırmak boyunca ova kahvelerinin ana kokusudur.
Belli bir düzene oturmuş bu günlük yaşamın içerisinde, gün batarken Yeşilırmak'ın üzerinde süzülen kayıkçı Ahmet'in melodik türküleri yankılanır. Hayatın tüm zorluklarına, türlü dertlere rağmen bir umut ışığı olan Ahmet’in türküleri, bu kahvenin ruhudur. Ne yazık ki, bu kahve sesinden mahrum olanlar, bu türkünün yaşam melodisi olan tadını da kaçırmış olurlar.
Burası işte Yeşilırmak boyunca ova kahveleri, birbirine kenetlenmiş, umut dolu, samimi, sıcak ve aynı zamanda eşsiz. Bir adım ötede Yeşilırmak'ın tatlı suyu, bir adım beride güne başlarken taze kahve kokusu; bir yanında okul dönüşü koşuşturan çocuk sesleri, bir yanında hüzünlü türkü sesleri. Bu karmaşanın içinde ayrı bir huzur bulunur, umut veren yaşam melodileri ve sakinlik bir aradadır. Hepsi bir arada, tıpkı bir ova kahvesinde olduğu gibi. Yeşilırmak'ın tatlı suyuyla karışan bu kahve kokusu, hayatın melodisini oluşturur. Bir kahve bu kadar mı hayat olur, der gibisiniz şimdi. İşte tam burasıdır, ova kahvelerinin büyüsü.