Terme deltasında lahana satıcısı Ahmet Amca'yı herkes bilir. Etrafa yayılan toprak kokusu ve taptaze lahanaların mis kokusu, geçmişten bugüne uzanan bir hikayeyi aktarır adeta.

Ahmet Amca, sahile yakın evinin bahçesinden topladığı lahanaları sıcacık yüzünde gülümsemeyle satıyor. Satmış olduğu lahanaların mis kokusu bile özlemi gidermeye yetiyor insana. Pırıl pırıl parlayan lombardiların içindeki ay gibi parlak lahanalar, yoğun güneş altında cıvıl cıvıl bir manzara oluşturuyor.

Ahmet Amca'nın eşi, gönül rahatlığıyla bir lahana tarlasında yoklanacak kadar güzel lahanalar yetiştirir. Taze, yeşil, diri ve üzerinde küçük yapraklarıyla, gülünç bir sadeliğe bürünmüş durumda yerlere serilen lahanalar. Ortamın doygunluğu, lahana tarlalarını ve buna rağmen herkesin üzerinde öyle bir sükunet vardı ki...

Her sene lahana hasat zamanı geldiğinde, Terme Deltası'nın hemen yanında bulunan küçük kasabanın sakinleri, Ahmet Amca'nın bahçesine akın ederler. Fırından yeni çıkmış ekmek kırıntılarına düşen taze lahana kokusu, kasabanın göbeğinde bulunan çay bahçesinin mis kokusuyla karışır. Ahmet Amca'nın mütevazi dükkanının hemen yanındaki çay bahçesi, halkın toplandığı yerdir. Geleneksel, sıcak Türk çayının üzerine düşen bu lahana kokusu, insanı rahatlatır ve yüzünde tatlı bir tebessüm bırakır. Yerli halk, Ahmet Amca'yı baş tacı ederler, o da onları lahana cenneti ile ödüllendirir.

Ahmet Amca'nın lahana dükkanının yanından geçerken, kendinizi bir zaman yolculuğunda hissedeceğiniz gibi, kasaba hayatının sıcak ve hoş bir tatminine eşlik edecek olan kokusu... Unutulmaz. Her bir kıvrımı ile birlikte, katlanarak büyüyen bu lahana kokusu, kahkası, gözlerindeki ışığı, hikayesi ile birleşince insanın içini ısıtan bir hikaye oluşturuyor.

Kim demiş lahananın da bir hikayesi olamaz diye? Ahmet Amca ve kasaba halkının gönülden bağlanmış olduğu lahana, toprağın ve emeğin, alın terinin masalsı bir şekilde birleşerek oluşturduğu taptaze lezzeti ile sevdiklerimizle paylaşılan sıcak bir sofra hikayesidir.