Neşeli gülüşleri ve içten konuşmaları ile sabah saatlerinde Salıpazarı’na varmıştık. Samimi bir şekilde bizi karşılayan kahvehane ahalisi ve dostane bakışlarıyla Salıpazarı'nın belde merkezini dolandık, hava da oldukça müsait olduğuna göre hazırlıklarımızı hızla tamamladık ve bizi bekleyen yayla yoluna sürdük adımlarımızı. Yol boyunca yanımızdan akıp giden dere ve üzerine süzülen güneşin ışığı resmi tablolar gibi göz alıcıydı.
Bir saate kalmadan Salıpazarı yaylasına vardığımızda, merhum Hacı Mestan abi ve onun güler yüzlü torunları Alper ve Büşra bizleri yayla evlerinde ağırlamaya başladılar. Ormanın kenarında yer alan ahşap evler, temiz havası ve 360 derece muhteşem manzarası ile Salıpazarı yaylası, doğanın bizlere sunduğu cenneti anımsatıyordu.
Yayla evinde böyle doğanın kalbinde olmak, huzur dolu bir serüvenin ilk adımlarıydı bizim için. Ancak bu tabiata lezzet katacak olan hala bizlerin ellerindeydi, kamplarımızı kurmaya başladık. Vakit akşama doğru ilerlerken çilingir sofralarımızı kurduk ve ocakları yaktık, çevremizdeki her yanı saran etin, köftenin ve balığın kokusu kuşların cıvıldaşması, arka fonda dere sesi ve ormanın hışırtısıyla bütünleşiyordu. O vakit hepimiz anlamıştık ki, naturel bir yaşantı ve kendi kendimize yetmenin ne demek olduğunu...
Gök, karanlıkla kaplandığında etrafımızı ısınmak için yaktığımız ateş aydınlatıyordu. Yanıp sönen ateş ışığında birlikte olmanın huzuru ve yaylanın sakinliğinde beraber şarkılar söyleyip, masallar anlatmak, göz kamaştırıcı yıldızların altında gerçekleşen o gecenin en unutulmaz anılarından bazılarıydı.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hafif bir serinlik çöktü yaylamıza. Uyandığımızda, doğanın tazelenmiş hali ve kuşların cıvıltısı, tıpkı bir müzik ahenkli olarak bize günaydın dedi. Hala içimde tarifsiz bir mutlulukla kamp alanından ayrılırken, yanımda sadece dostlukla örülü anılarla döndüm.
Gerçekten de Salıpazarı yaylasında bir gece kamp yapmak, her şehirliye önerim olan bir deneyim. Sıradanlığın dışına çıkıp, doyumsuz bir doğa ziyafeti çeken insanlar olarak eve dönerken arkamızda bıraktığımız bu eşsiz serüvenin hafif bir tebessümle hatırlıyoruz. Hem de çokça…
Bir saate kalmadan Salıpazarı yaylasına vardığımızda, merhum Hacı Mestan abi ve onun güler yüzlü torunları Alper ve Büşra bizleri yayla evlerinde ağırlamaya başladılar. Ormanın kenarında yer alan ahşap evler, temiz havası ve 360 derece muhteşem manzarası ile Salıpazarı yaylası, doğanın bizlere sunduğu cenneti anımsatıyordu.
Yayla evinde böyle doğanın kalbinde olmak, huzur dolu bir serüvenin ilk adımlarıydı bizim için. Ancak bu tabiata lezzet katacak olan hala bizlerin ellerindeydi, kamplarımızı kurmaya başladık. Vakit akşama doğru ilerlerken çilingir sofralarımızı kurduk ve ocakları yaktık, çevremizdeki her yanı saran etin, köftenin ve balığın kokusu kuşların cıvıldaşması, arka fonda dere sesi ve ormanın hışırtısıyla bütünleşiyordu. O vakit hepimiz anlamıştık ki, naturel bir yaşantı ve kendi kendimize yetmenin ne demek olduğunu...
Gök, karanlıkla kaplandığında etrafımızı ısınmak için yaktığımız ateş aydınlatıyordu. Yanıp sönen ateş ışığında birlikte olmanın huzuru ve yaylanın sakinliğinde beraber şarkılar söyleyip, masallar anlatmak, göz kamaştırıcı yıldızların altında gerçekleşen o gecenin en unutulmaz anılarından bazılarıydı.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hafif bir serinlik çöktü yaylamıza. Uyandığımızda, doğanın tazelenmiş hali ve kuşların cıvıltısı, tıpkı bir müzik ahenkli olarak bize günaydın dedi. Hala içimde tarifsiz bir mutlulukla kamp alanından ayrılırken, yanımda sadece dostlukla örülü anılarla döndüm.
Gerçekten de Salıpazarı yaylasında bir gece kamp yapmak, her şehirliye önerim olan bir deneyim. Sıradanlığın dışına çıkıp, doyumsuz bir doğa ziyafeti çeken insanlar olarak eve dönerken arkamızda bıraktığımız bu eşsiz serüvenin hafif bir tebessümle hatırlıyoruz. Hem de çokça…