Salıpazarı yaylasında bir gece kamp, insanı hayatın streslerinden ve yoğunluğundan alıp doğanın mistik kollarına bırakmanın en güzel yollarından biridir. Hava karardıktan sonra başlayan ormanın derinliklerine doğru sürüklenen huzurlu bir gece yürüyüşü, hayatın kargaşasını unutturur, içimizdeki sakinliği ve özlemi yeniden canlandırır.
Civardan gelip de yaylada geceleri kamp kuranlar bilirler; buranın kokusu başkadır. Meşe ağaçlarının altında kurulan çadırların etrafını saran kekik kokusu, ızgaraların üzerindeki alabildiğine taze balıkların iç gıcıklığı, o anı mükemmel kılar. Hem de öyle bir mükemmellik ki, betimlemesi bile insanın içini ısıtır.
Gece inerken kulakları dolduran çıtırdanın üzerine kurtların uluması, insanın ruhunu sarıp sarmalayan bir beste gibidir. İlk başta korkutucu gibi gelse de, kulak alıştığında insanı derin bir huzura sürüklüyor bu sesler. Kamp ateşinin çıtırdaması ve ısısıyla, en sıcak yaz gecelerinde bile insanın tenini ürperten serin yayla havası, yaşamak için bir sebeptir.
Her sabahı kahvaltı hazırlarken mahallenin dedelerinin öyküler anlatmak için çevremize toplandığı, annelerimizin en taze yumurtalarını kırdığı bu sevimli çayırda, karşı komşumuz Fehmi Amca'nın sabahları ineklerini otlatmak için çıktığı tepenin görüntüsü, kim bilir kaç kişinin yüreklerinde gizli bir şiir olmuştur.
Yayla sabahları içimize çektiğimiz tertemiz havanın enerjisiyle, gün doğumundan itibaren yaptığımız her aktivite, insanın içini canlandırıyor. Özellikle de Salıpazarı'nda konuşlandırılan çadır alanlarından birindeki derin bir uykudan uyanırken, köydeki caminin sabah ezanını duymak, özgür bir kuşun kanat çırpışları gibi hafifletiyor yüreği.
Ne olursa olsun, bizi şehirden alan ve doğanın kalbine yerleştiren o tek gecelik kamp deneyimi, bir sonraki Salıpazarı yaylası ziyaretinin hayalini kurduruyor. Şehir hayatı, iş stresi, yoğun trafik ve bitmeyen sorumluluklar bir kenara, doğanın kucağına atılan her bir adım bize yeni bir umut, yeni bir neşe sunuyor.
Bütün bu yaşanılanlar, özlenen bir Salıpazarı yaylası gecesi anısıdır. Yaylada bir gece kampı, doğa ile iç içe olmanın, doğanın kendine has kokularıyla dolup taşmanın ve huzuru bulmanın en muazzam yoludur.
Civardan gelip de yaylada geceleri kamp kuranlar bilirler; buranın kokusu başkadır. Meşe ağaçlarının altında kurulan çadırların etrafını saran kekik kokusu, ızgaraların üzerindeki alabildiğine taze balıkların iç gıcıklığı, o anı mükemmel kılar. Hem de öyle bir mükemmellik ki, betimlemesi bile insanın içini ısıtır.
Gece inerken kulakları dolduran çıtırdanın üzerine kurtların uluması, insanın ruhunu sarıp sarmalayan bir beste gibidir. İlk başta korkutucu gibi gelse de, kulak alıştığında insanı derin bir huzura sürüklüyor bu sesler. Kamp ateşinin çıtırdaması ve ısısıyla, en sıcak yaz gecelerinde bile insanın tenini ürperten serin yayla havası, yaşamak için bir sebeptir.
Her sabahı kahvaltı hazırlarken mahallenin dedelerinin öyküler anlatmak için çevremize toplandığı, annelerimizin en taze yumurtalarını kırdığı bu sevimli çayırda, karşı komşumuz Fehmi Amca'nın sabahları ineklerini otlatmak için çıktığı tepenin görüntüsü, kim bilir kaç kişinin yüreklerinde gizli bir şiir olmuştur.
Yayla sabahları içimize çektiğimiz tertemiz havanın enerjisiyle, gün doğumundan itibaren yaptığımız her aktivite, insanın içini canlandırıyor. Özellikle de Salıpazarı'nda konuşlandırılan çadır alanlarından birindeki derin bir uykudan uyanırken, köydeki caminin sabah ezanını duymak, özgür bir kuşun kanat çırpışları gibi hafifletiyor yüreği.
Ne olursa olsun, bizi şehirden alan ve doğanın kalbine yerleştiren o tek gecelik kamp deneyimi, bir sonraki Salıpazarı yaylası ziyaretinin hayalini kurduruyor. Şehir hayatı, iş stresi, yoğun trafik ve bitmeyen sorumluluklar bir kenara, doğanın kucağına atılan her bir adım bize yeni bir umut, yeni bir neşe sunuyor.
Bütün bu yaşanılanlar, özlenen bir Salıpazarı yaylası gecesi anısıdır. Yaylada bir gece kampı, doğa ile iç içe olmanın, doğanın kendine has kokularıyla dolup taşmanın ve huzuru bulmanın en muazzam yoludur.