Şehir hayatının gürültüsünden, monotonluğundan ve koşuşturmacasından uzakta, Salıpazarı orman köyünde, doğanın kucağında bir sessizlik hikayesi yazılıyor. Köy halkının arasında bir adet ağaç gibi yaşamını sürdürmek, doğayla baş başa olmanın huzurunu yaşamak… İşte burada, yeşilin ve maviye bürünmüş sessizliğin mektubunu yazıyorum.
Bu sessizlik, anlatılmaz yaşanır cinsten. Bir sabah, sabah namazıyla birlikte doğan güneşin ilk ışıklarında başlıyor hikayemiz. Her günün ilk kahkahası Horozlarımızdan geliyor, havada asılı kalan kırlangıçların kanat sesleri ise en güzel melodi oluyor.
Köy meydanındaki çınarın altında toplanan köylüler, haftanın en önemli konularını konuşuyorlar. Bazısı çayını yudumlarken, bazısı da nargilesinin dumanını ufka bırakıyor. Küçükler ise meydana kurulan kükürt kokulu tütün balıklarını izlerken bir yandan da top koşturuyorlar.
Tabi ki bu güzelliklerin içinde en unutulmaz olanı ise bakkal amcadır. Bakkal amca, bu sessizliği bozan tek melodik sesi çıkarıyor belki de. Sabahları erken kalkıp, herkesin gazetesini ve ekmeğini kapısına bırakıyor. “Günaydın”ları yankılanıyor bu sessiz ormanda.
Belki de köyümüzün en önemli sesi nedir diye sorarsanız; hayır kahkahalar, hayır çocukların çığlıkları değil, buranın ruhunu oluşturan en değerli ses, ateşin çıtırdaması ve dal parçalarının birbirine sürtünmesiyle birlikte çıkan dumanın sesi. Evet, burada en yoğun duyduğumuz ses ormanın sesi.
Salıpazarı orman köyündeki bu sessizliği anlatmak kolay değil; kokularını, tatlarını, seslerini, hislerini... Doğada mı yaşıyoruz, yoksa doğa mı bizi yaşatıyor, bilemiyorum. Bu sessizlik içerisinde insanın kendi iç sesini duyduğu, doğanın melodisini dinlediği bir hikaye bu. İşte size Salıpazarı orman köyünden bir sessizlik mektubu... Gerisi sizin hayal gücünüze kalıyor.
Bu sessizlik, anlatılmaz yaşanır cinsten. Bir sabah, sabah namazıyla birlikte doğan güneşin ilk ışıklarında başlıyor hikayemiz. Her günün ilk kahkahası Horozlarımızdan geliyor, havada asılı kalan kırlangıçların kanat sesleri ise en güzel melodi oluyor.
Köy meydanındaki çınarın altında toplanan köylüler, haftanın en önemli konularını konuşuyorlar. Bazısı çayını yudumlarken, bazısı da nargilesinin dumanını ufka bırakıyor. Küçükler ise meydana kurulan kükürt kokulu tütün balıklarını izlerken bir yandan da top koşturuyorlar.
Tabi ki bu güzelliklerin içinde en unutulmaz olanı ise bakkal amcadır. Bakkal amca, bu sessizliği bozan tek melodik sesi çıkarıyor belki de. Sabahları erken kalkıp, herkesin gazetesini ve ekmeğini kapısına bırakıyor. “Günaydın”ları yankılanıyor bu sessiz ormanda.
Belki de köyümüzün en önemli sesi nedir diye sorarsanız; hayır kahkahalar, hayır çocukların çığlıkları değil, buranın ruhunu oluşturan en değerli ses, ateşin çıtırdaması ve dal parçalarının birbirine sürtünmesiyle birlikte çıkan dumanın sesi. Evet, burada en yoğun duyduğumuz ses ormanın sesi.
Salıpazarı orman köyündeki bu sessizliği anlatmak kolay değil; kokularını, tatlarını, seslerini, hislerini... Doğada mı yaşıyoruz, yoksa doğa mı bizi yaşatıyor, bilemiyorum. Bu sessizlik içerisinde insanın kendi iç sesini duyduğu, doğanın melodisini dinlediği bir hikaye bu. İşte size Salıpazarı orman köyünden bir sessizlik mektubu... Gerisi sizin hayal gücünüze kalıyor.