Karadeniz balıkçı limanlarından birinde, sıcak bir akşamın güzelliğini hissetmeye ne dersiniz? Rüzgarın hafifçe saçlarınızı okşayışını, yakamozun denizi yalayışını, tuzlu hava ve balık kokusunun karışımını... Haydi, buyurun sizlerle bir geziye çıkalım...

Giresun Limanı'ndayız. Gün batımı, portakal rengi bir örtü gibi uzanmış suyun üstüne. Geç vakitlerin sessizliği limanı sarmışken, balıkçılar kırmızı önlükleriyle, sessizce ağlarını denize bırakıyorlar. Limanda yoğunlaşan balık kokusu etrafı sarıyor, buna karışan tuzlu deniz kokusu ise huzuru getiriyor beraberinde. Giresun'un meşhur fındık kokusu da ara ara burnumuza geliveriyor, sanki orada, o limanda var olmanın bir kanıtı gibi.

Kısa bir yolculukla Trabzon'a doğru yol alıyoruz. Trabzon'un kalabalığı, adeta bir koskoca yaşam ağı. Balıkçıların telaşı, çay bahçelerinde insanların keyifli sohbetleri, çay bardaklarının tıngırdaması... limanı saran bu gürültü, yaşamın sesi adeta. Denizden yükselen serin rüzgar, ısınmış taşların üzerinde hafif bir buhar yaratıyor, bir yandan da midye tüfeklerinden yayılan taze midye kokusu taşıyor bize doğru.

Son durağımız ise Sinop. Sinop Limanı, huzurun ve sessizliğin ortasında, tıpkı bir resim gibi duruyor karşımızda. Sahildeki çay ocaklarından sıcak çay kokusu yayılıyor etrafa. Balıkçılar ve liman işçileri, yorucu bir günün ardından sırtlarını geriye yaslayıp, sigaralarını tüttürüyorlar. Yanlarından geçen kedilere bir parça balık atarak, sessizce onların oyununu izliyorlar. Sessizliği bozan tek ses, dalgalı denizden kıyıya vuran dalgaların sesi oluyor. Bu huzurlu anlarda zamanın durduğunu hissetmek işten bile değil.

İşte Karadeniz, işte balıkçı limanları. Sadece balıkçı limanları değil bunlar, aynı zamanda yaşamlar, anılar, gelenekler... Kokularıyla, sesleriyle, renkleriyle... Bir akşam geçirdiğinizde unutulmaz bir hatıra oluyor, hafızalarda kalıcı bir iz bırakıyor. Belki bir gün siz de bir Karadeniz limanına gelir ve bir akşamüstü bu güzellikleri kendi gözlerinizle görürsünüz...