Selamun aleyküm dostlar, huzurlarınızda Çarşamba Pazarı'nda fındık deposu hikayeleri ile kısacası hayatın kendisi ile dolu bir yazıya hoş geldiniz. Öncelikle sizlere her Çarşamba açılan bu pazarın, kentin kalbinde yer aldığını, adeta can suyu olduğunu belirtmek isterim. Adeta pazar, bize Ege kıyılarının taze ürünlerini ulaştırıyor, Karadeniz'in mavi yeşil tepelerinden nefesini alıp, Büyük Menderes nehrinin ışıltılı sularında yıkıyor.
Çarşamba sabahları uyanır uyanmaz ilk duyduğum seslerden biri, pazarın hemen kıyısında oturan Ramazan amcanın bağırışları olur. Fındığı henüz elime almadan önce, onun "Çarşamba Pazarı'nda fındığın en tazesi" nidaları kulağımda çınlar. Pazarın o çok tanıdık kalabalığı, bir bir indirilen sebzeler, meyveler ve fındıklar...
Fındık deposuna doğru yürüdüğünüzde, serin bir havayı ensenizde hissedersiniz. Havada taze fındık kokusunun dışında, eski odun sandıkların ve hafif nemin kokusunu da alırsınız. Özellikle yeni toplanmış ve henüz kabuklarından çıkarılmış fındıkların mis gibi kokusunu içine çekmek, bambaşka bir keyif verir insana. O an kendinizi, yeşil ağaçların gölgesinde, serin bir Karadeniz tepesine ışınlanmış gibi hissedersiniz.
Müşterilerle şakalaşan Ali usta ise manzarayı tamamlayan en önemli detaylardan biri. Onun samimi gülüşü, komşu tezgahtaki Fatma teyzenin hafif şikayetleri arasında pazarın belki de en huzurlu köşesi. Yaşanan pandemi günlerinde bu eşsiz manzarayı özlemle anımsayarak içimiz burkulsa da, biliyoruz ki tekrar oradayız, taze fındıklarımızı seçiyor, Ali usta ile güzel bir muhabbet ediyor ve güleryüzünü alıyoruz.
Benim için pazar, sadece meyve sebze almak veya haftalık ihtiyaçlarımı tamamlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda bu pazarda geçirdiğim saatler, tüm haftanın yorgunluğunu atmak, stres atmak anlamına da geliyor. Sizlere bu minik hikayeyi anlatırken bile kendimi çok daha huzurlu hissediyorum. Bu sizlere her hafta aktaracağım Çarşamba pazarı hikayelerimin de ilk bölümü oldu.
Dostça kalın ve fındıklarınızı Çarşamba pazarından almayı unutmayın!
Çarşamba sabahları uyanır uyanmaz ilk duyduğum seslerden biri, pazarın hemen kıyısında oturan Ramazan amcanın bağırışları olur. Fındığı henüz elime almadan önce, onun "Çarşamba Pazarı'nda fındığın en tazesi" nidaları kulağımda çınlar. Pazarın o çok tanıdık kalabalığı, bir bir indirilen sebzeler, meyveler ve fındıklar...
Fındık deposuna doğru yürüdüğünüzde, serin bir havayı ensenizde hissedersiniz. Havada taze fındık kokusunun dışında, eski odun sandıkların ve hafif nemin kokusunu da alırsınız. Özellikle yeni toplanmış ve henüz kabuklarından çıkarılmış fındıkların mis gibi kokusunu içine çekmek, bambaşka bir keyif verir insana. O an kendinizi, yeşil ağaçların gölgesinde, serin bir Karadeniz tepesine ışınlanmış gibi hissedersiniz.
Müşterilerle şakalaşan Ali usta ise manzarayı tamamlayan en önemli detaylardan biri. Onun samimi gülüşü, komşu tezgahtaki Fatma teyzenin hafif şikayetleri arasında pazarın belki de en huzurlu köşesi. Yaşanan pandemi günlerinde bu eşsiz manzarayı özlemle anımsayarak içimiz burkulsa da, biliyoruz ki tekrar oradayız, taze fındıklarımızı seçiyor, Ali usta ile güzel bir muhabbet ediyor ve güleryüzünü alıyoruz.
Benim için pazar, sadece meyve sebze almak veya haftalık ihtiyaçlarımı tamamlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda bu pazarda geçirdiğim saatler, tüm haftanın yorgunluğunu atmak, stres atmak anlamına da geliyor. Sizlere bu minik hikayeyi anlatırken bile kendimi çok daha huzurlu hissediyorum. Bu sizlere her hafta aktaracağım Çarşamba pazarı hikayelerimin de ilk bölümü oldu.
Dostça kalın ve fındıklarınızı Çarşamba pazarından almayı unutmayın!