Salıpazarı'nın o eşsiz ormanlarında mantar avına çıkmadan önce çay içme keyfi bir başka olur. Kahvaltının ardından sırt çantamıza atıştırmalıklarımızı doldurup sabahın erken saatlerinde çıkılan bu av, doğa ile iç içe geçmiş sevdalı bir hikayeyle başlar. Salıpazarı'nın bu muhteşem ormanlarının dünyadan uzakta, kendi zaman diliminde hissetmeye başlarsınız. Ormanda hafif bir rüzgar vardır, yakındaki dere hışırdar ve kuşlar hoş sesleriyle şarkılarına devam ederler.

Yaklaşık bir saatin ardından mantar mevkisine ulaştığımızda, ilk hedefimiz ormanda sıklıkla karşılaşılan Boletus mantarları oluyor. Hem yerel halk tarafından çok seviliyor hem de başarılı bir toplayıcı olduğunuzu kanıtlamanın harika bir yolu. Salıpazarı ormanlarının özellikle sonbahar döneminde oldukça cömert olduğunu söyleyebilirim.

Hikayemizin en renkli kısmı ise, ormanın yerlileri olan Semra Teyze ve Ahmet Amca’dan geçiyor. Salıpazarı’na geldiyseniz, mutlaka bu sıcakkanlı ve tecrübe sahibi ikiliyle tanışmalısınız. Ahmet Amca’nın “Mantar avına değil, huzur avına çıktığını” söylediği doğa sevdalısı bir çift bu ikili. Semra Teyze de mantar toplarken bazen karşılaştığımız zehirli mantarları nasıl ayırt edeceğimizi öğrenmek için bize yardımcı oluyor.

Ve gün sonunda topladığımız mantarları Semra Teyze'nin ustaca pişirdiği mantar yemeği ile taçlandırıyoruz. Taze bahçeden toplanan sebzelerle ve Salıpazarı'nın eşsiz baharatlarıyla pişirilmiş mantarlar, tat konusunda bir üst seviyeye çıkıyor. Yemeği tatma şansını kaçıranlar, hayatlarının lezzetini kaçırıyor diyebilirim.

Bir sonraki mantar avı için şimdiden sabırsızlanıyorum. Ormanın gizemli sesleri, taptaze havası ve Salıpazarı'nın leziz mantarlarıyla geçirdiğimiz bir gün daha. Kim bilir belki bir dahaki sefere siz de bize katılırsınız. Ve belki de Salıpazarı'nın bu sıcakkanlı halkına, lezzetli yemeklerine ve sıradışı güzelliklerine siz de aşık olursunuz.