Heyecanla yeni bir günün başlangıcında, gökyüzünün o muhteşem türkuaz renklerini alırken, sakince çıktım yolculuğa. Bulutların ötesine dalarak, Kızılırmak Deltası'na doğru izledim yolumu. Yolculuk edecek miydik, hayır. Aslında düşleyecektik. Her haliyle doğayla iç içe olan bu olağanüstü yeri ilk kez bana bu şekilde hayal ettirecekti.

İniş yaptığımızda, hafif esen rüzgarı ciğerlerime çekerek tuzlu deniz kokusunu alıştırdım. Değil mi ki içimde bir keyifli yolculuğa çıkmışım, hemen her yerde cıvıl cıvıl kuş sesleri çınladı kulağımda. Kuzeyden güneye doğru yol alan kuşlar, uçuşan melodileriyle tabloya yaşam katıyorlardı. Dikkatle izledim: Flamingolar, leylekler, yabani ördekler ve daha nicesi...Hepsi farklı bir hikayeye, farklı bir yolculuğa dalıyordu.

Yürüdüğüm toprak yol, ayrı bir hikayeyi anlatıyordu bana. Adımlarımın altında hissettiğim o doygun toprak kokusu, Samsun'un coğrafi benzersizliğine işaret ediyordu. Asma köprünün üzerinden geçerken, kendimce melodiyi onlarla paylaştım. Sahneleme eşsizdi; kuşların keyifli uçuşu, dalgalı suyun ritmi ve deltasının sesi...

Kulağıma gelen bir çıtırtı sesi ile kuğulu gölü fark ettim. Birkaç adım sonra, onlarca kuğunun yüzeyde yüzdüğünü gördüm. Sanki Kızılırmak Deltası'nın rüya alemine katılan bir kutsal koroya rastlamış gibiydim. Onların dağıldığına tanık oldum ve o kuğuların uzun boyunları ve zarif hareketleri hemen dikkatimi çekti.

Kırkyıl çay bahçesinde oturup cıvıl cıvıl kuş seslerini dinlerken, ayrı bir huzur vardı kahvemi yudumlarken. Sanki doğa ile tamamen bütünleşmiştim. Gözlerimin karşısında uçuşan rengarenk kelebekler, hızla yüzeye dalarak bir şeyler kapıp hemen havaya uçan yaban ördekleri...

Yaban kuşlarıyla tanışma bu kadar güzel olabilir miydi? Kızılırmak Deltası'na bu kadar yakın olabilir miydim? İçimde dalga dalga yayılan huzur ve mutluluk duygusunu tam anlamıyla anlatmak zor. Ama umuyorum ki, bu satırları okuyan siz de, Kızılırmak Deltası'nda doğanın kalbine yolculuk yapma isteği duyarsınız.